obenplus.com | oben+ | Hikayesi bol bir yazılımcının kaleminden, teknoloji dünyasını en önemli ve en ince ayrıntısına kadar takip etmek, bir yazılımcının hayatını, yaşantısını gözlemlemek isteneyenler için...

Archive for Nisan, 2014

IMG_5912

Eğer siz de ızgarada pişen o etin lezzetini hiç bir şeye değişmeyenlerdenseniz, Adana kültürü, ihtiyaç duyduğunuz o lezzeti fazlasıyla sunuyor diyebilirim. Lezzet ve Anadolu bir arada Adana’da…

Ekip olarak yaptığımız obur turların ikincisini Adana’ya düzenledik. Hepimiz gitmeden önce miğdemizde bolca yer açmayı da ihmal etmedik tabii ki 🙂 Uçağımız 6:05 de Adana’ya doğru hareket ederken,  erken kalkmanın verdiği uyku ve yorgunluk herkesin gözlerinden okunuyordu. Bir saat onbeş dakika süren yolculuğun sonunda Adana’ya vardık. Önceden ayarladığımız servisimiz de bizi aldı ve istikamet Birbiçer!

IMG_5873Birbiçer neresi diye soracak olursanız, aslında salaş ama lezzetleri bir o kadar da mükemmel olan bir ciğerci. İçeri girdiğimizde metrelerce uzunlukta ızgaranın önünde oturmuş ciğerlerini yiyenleri gördüm. Masalar oldukça dolu ve bu da ben de lezzetin göbeğinde olduğum hisini uyandırdı. Bu arada zaman atlayarak anlatmadım onu da söyleyeyim. Saat 7 çeyrek de gittik ciğerciye 🙂 Adana’da insanlar kahvaltılarında da ciğer yiyorlar ve biz de nasıl bir duygu olduğunu merak ettik açıkçası. 12 kişi masalarımıza oturduk ve lezzet şöleni mezelerin gelmesi ile başladı. Çok lezzetli bir salata yanında roka, maydonoz vs. bol çeşitli mezeler ikram edildi. Ardından şişlerin de masamıza gelmesiyle birlikte lezzet şöleninin startını da vermiş olduk hep birlikte 🙂

Adana’da dikkatimi çeken bir konu çaylar. Arkadaş kaçak çay mıdır bol karbonatlı mıdır nedir, Adana’da içtiğim hiç bir çaydan keyif alamadım diyebilirim. Bunu da bir dipnot olarak belirtmek isterim. İnsan ciğerleri yedikten sonra, ister istemez bir çay ile taçlandırmak istiyor fakat Adana’daki çaylar maalesef buna izin vermiyor.

Ciğerleri miğdeye attıktan sonra, birbirimize ne kadar doyduğumuzu söylüyorduk fakat Adana’ya doymaya değil, yemeye geldiğimizi de hepimiz biliyorduk… Bu sebeple efor sarfedelim o ara da acıkırız hem de Adana’nın tarihi mekanlarını da görmüş oluruz diye saat 8 sularında Birbiçer’den ayrıldık ve Sabancı Merkez Camii‘nin yolunu tuttuk. Yazımın girişinde gördüğünüz bu camii nin değişik bir özelliği var. Sabancı Merkez Camii, Türkiye ve ortaduğunun en büyük camii özelliğini taşıyor.  Eğer isterseniz bu adres üzerinden 3 boyutlu olarak siz de gezebiliyorsunuz.

Camii aslına bakılırsa, tarihi bir camii değil. 1998 yılında açılmış ve Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından Türkiye Diyanet Vakfı’na devredilmiş. 28 bin kişi kapasiteli bu camiinin kendisi kadar, etrafındaki park düzenlemelerinin de büyüleyici olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Açıkçası hiç bir şehirde bu kadar güzel, bu kadar tertipli ve düzenli bir park görmedim diyebilirim.

IMG_5878

 

IMG_5923Şunu belirtmekte fayda var ki Adana’da her yer birbirine yakın. Bir yerden bir yere gideceğiniz zaman kısa mesafeli yolculuklar yapıyorsunuz. Biz de Merkez parkı da gezdikten sonra, Atatürk’ün Evi ve Sinema Müzesini gezmek üzere tekrar yola koyulduk. Sinema müzesine vardığımızda ilk dikkatimi çeken Adana’nın Yılmaz Güney sevgisi oldu. Sinema müzesinde her yerde Yılmaz Güney’e ait filmlerin posterleri asılıydı. Sinema Müzesi, Adana’nın yetiştirmiş olduğu sinema sanatçıları, yazarlar ve oyunculara yer veren bir müze. Çok eski yıllardan bu zamana bir çok sanatçıya ilişkin fotograf, film posteri, cd ler bu müzede mevcut. Günümüze kadar tüm sanatçılar derken de abartmadım, Kıvanç Tatlıtuğ da sinema müzesinde yerini almış durumda 🙂

IMG_5931Sinema müzesini gezdikten sonra hemen yan binasında bulunan Atatürk Evi‘ni ziyaret ettik. Ulu Önder Atatürk’ün Adana’yı ziyareti sırasında kaldığı iki katlı konak Adana’nın zengin ailelerinden Ramazanoğullarına ait. Suphi Paşa Konağı olarak da bilinen Konak ondokuzuncu yüzyılda yapılmış eski Adana evlerinden. Ahşap yığma tarzında yapılan iki katlı binada osmanlı mimarisinden örnekler bulunuyor.

Atatürk evi gezimizin sonrasında, Taşköprü‘ye doğru yol aldık. Taşköprü’yü havalimanından Sabancı Merkez Camii’ne giderken uzaktan görmüştüm fakat yakından gördüğümde biraz hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Taşköprü uzaktan çok haşmetli görünse de Adana halkının pek de özen gösterdiği bir yer değil anlaşılan. Her bir tarafı graffitiler ile doldurulmuş bir köprü, nehrin ayırdığı iki yakayı birbirine bağlıyor.

IMG_5940Taşköprü ile ilgili dikkatimi çeken şeyler köprü ile alakalı değil aslında 🙂 1 liraya kuzu tantuni satan adamlar var. Artık kuzunun neresinden o tantuni pek anlamadım fakat, 1 lira kuzu tantuni görünce artık para birimi ve maaliyet hesaplarımızı bu 1 lira mantığına göre yapmaya başladık. Daha ilginç olanı, 3 lira tost ve 3 lira et döner dürüm şeklinde aynı yere asılmış olan iki farklı kağıt da vardı. Bir garipti Adana. Neyi ne kadara yiyeceğimi pek anlayamadım orada 🙂

Taşköprü’den sonra, Yağ Camii‘nin yolunu tuttuk. Açıkçası çok ilgi çekici bir camii olduğunu hissetmedim. 1501 yılında kiliseden camii ye çevrilmiş. İçerisinin adı ile bir bağlantısı var mı diye araştırdım fakat bir bilgiye de raslamadım.

Öğle vaktinin de gelmesiyle birlikte, karnımız iyice acıktı ve tarihi asmaaltı kebapçısı’nın yolunu tuttuk. Kebapçı’da yediğimiz Adana açıkçası lokum gibiydi. Fakat yarımşar porsiyon yedik, çünkü doymak istemedik. Adana’ya yolunuz düşerse Asmaaltı Kebapçısı‘nın leziz kebaplarından tatmanızı öneririm. Read more